ODAMA da yavrum, odama… Aman aman olmuyor. Bu şarkı pek eskiydi. Haftalar, hatta aylar öyle çabuk geçiyor ki. Tipik âhir zaman. Her gün yapılması gerekenler, rutin hayatımız. Evlerin bitmeyen işleri, bunlara bir de cep mesajı temizle; ileti oku, cevapla ekleniyor. Bilgisayarı düzenlemek, yedeklemek, bazen çıktı almak gerekiyor. Gündemi takip etmek, ne olup bittiğini anlamak giderek sıkıntı vermeye başladı. Ön yargılar, saplantılar, çifte standart çok rahatsız edici. Herkes ama herkes yalnızca taraftar peşinde ve karşı fikre tahammülsüz…
Bu konuda sınıfı geçen bir tek Nazlı Ilıcak… Onun olgunlaşan, oturuşan kişiliğinden etkilenmiyorum desem yalan olur. 70’li yıllarda da izlerdim ve illet olsam da beni çeken tarafı vardı. Eline kâğıdı alır, “görelim bakalım, hangi taraf, hangi vukuatı yapmış” deyip; sağ sol eylemleri nicelik olarak karşılaştırırdı. fiimdi sağduyulu, âkil, hak teslim eden, çatışmadan diyeceğini diyebilen gazeteci kimliğiyle herkesi sindirmek yerine yatıştırmak arzusunda.
Görmüş, geçirmiş, donanımlı ve sorgulayan; mütedeyyin, mülâyim, itidalli, temkinli, tedbirli, sağduyulu ve hoşgörülü bir tavır sergiliyor. Duyduğuma göre tivitırda da çok taraftarı varmış. Bugüne kadar ne çet ne emesen ne feysbuk, hiç işim olmadı ama bu tivitırrr ilgimi çekti. Bırrrr. Dır dır dır.
insanlar sosyalleşme aracı olarak, ya da geyik yapabilmek amacıyla, bazen de partner arayışlarıyla buralarda dolaşıyorlar. Bunun için bir de vakit gerek. Vakit arttırdığım ölçüde yapacak o kadar çok şey var ki, sıra oraya gelmez. Tivitırda öyle uzun yazışma yokmuş. Bir konuya bir yerden duhul oluyormuşsunuz. Zekice ve aklınızı dürten bir ortam yaratılıyormuş.
insanın çevresi, hem entelektüel hem duyarlılıklarının gelişmesi hem güzel ve anlamlı bir şeyler yapabilmesi bakımından uyarıcı olmalı. Bir yandan uyuşturan, bir yandan da gereksiz kışkırtmalarla yatıştıramayan, paylaşıma kapalı bir çevrede ancak, yalnızca, şu forvırtlama üzerinden bir iletişim kurulur ki, orijinal olmayan, herkese açık şeylerle ilişkiler nereye kadar derinleşebilir? Yüzeysel, derinliksiz, kısır ve döngüsel ilişki ve yaşama biçimleri insanları giderek hiçbir şeyle yüzleşememeye ve daha fazla ikiyüzlülüğe itiyor. iş yerine spora gider gibi -ki sporda daha fazla efor harcanıyor- giderek, iş yerinde internette gezinerek, TV izleyerek, gazete okuyarak, örgü örerek, odasını dosyadan çok aksesuar ve oyuncaklarla donatarak, çalışıyormuş gibi; camiye giderek, oruç tutarak dini bütünmüş gibi; bayrağı camına asarak vatansevermiş gibi; zekât vererek hayırsevermiş gibi, gibi gibi o kadar çok ortada dolaşan var ki samimiyet yakalamak çok zor. insanlar âdeta oynuyorlar. Çetin Emeç vuruluyor, karısı “ben vatanperver, orduyu seven, Atatürkçü bir insanım. Kendimi iran’ın yaptığına ikna ettim” demiş. Başka gerçeklerle yüzleşmek istememiş. Bir görev üstlenmeniz beklenecek, siz veryansın gideceksiniz, ortadan kaldırılınca da halkın tepkisi doğacak ve birileri de amacına ulaşmış olacak. Yeter yahu, demek bize de düşüyor burada. Pişir, kotar önümüze koy ve yememizi iste.
Bu ülkenin medyası da, basını da mış gibi yaparak, maşallah görevini ifâ etmeye devam ediyor. Yakın bulduğumuz, tutkun olduğumuz şey uğruna, yaratılan düşmanlarca yok edildiğimizi varsayarsak hem bir mertebeye ulaşmış olabiliriz hem de gerçeklerle yüzleşmemize gerek kalmaz. Medya tetikçileri iş başına geçer; tetikçiler üzerinden, gerçek fâil bulunmuşçasına takdim buyururlar. Martavallara inanacak pek çok kişi hazır kuvvet zati. Her şeyi işimize geldiği gibi anlayıp, anlatmaya öylesine meyilliyiz ki.
TÜiK’e göre mutluymuş benim halkım. Allah, devlete, millete zeval vermesin.
Kadınlar, evliler, eğitimliler daha mutlu! Spor yapmamakta birinci, tembellikte dördüncüymüşüz. Düşünme, hareket tembelliği, kandırmaca.Kimine göre ne yaparsa yapsın, dini bütün Müslüman olsun. Kimine göre ne yaparsa yapsın, lâik olsun.
Makbul olmanın yolu her ikisi de değil bana göre. Her şeyin affedildiği islâmiyette kul hakkı affedilmiyor. Bu anlamda insanların canını almak, kul hakkını çiğnemek Allah’ın hudutlarına tecavüz etmek anlamına geliyor.Buradan hareketle insanların haksız yere katlinden başlayarak, bir takım yapay değerler uğruna ocak söndürmek, can yakarak iktidarını ve mevcudiyetini mutlaklaştırmanın hem en büyük günah hem de karşıt güç yaratmaya yol açan özel bir tuzak olduğuna inanıyorum. Çatışmadan, kutuplaşmalardan, kamplaşmalardan, düşmanlıklardan beslenenler için bulunmaz nimet. Enis Batur, benzersiz, biricik olana ulaşmaktan ziyade; kendinden önceki yeniliklerden kopmadan, süreklilik zincirinin ilerletici halkalarından birini, diğer çağdaşlarla birlikte tamamlamak olan çabalarının önemine dikkat çekiyor. Yalnızca şahsî, özel ve öznel mayasını katmakla yetinmediğini, şiirde, denemede, nesirde edebiyat kurarak bir halka eklediğini söylemesinin cüretkâr ve ölçüsüz bulunabileceğini, ikiyüzlü ve suskun alçak gönüllüğe yeğlediğini söylüyor.
“Onaylanması gerekir” denilecektir, doğru. fiu var ama:Onaylanmasa da olur.
Deyivermiş. işte bu.