SİZLERE Bursa yerelinde gerçekleşen çarpıcı bir konuyla ilgili Türkiye geneli nasıl bir rahatsızlık olduğunu aktarmak istiyorum. 29 Ekim 2009 Cumhuriyet Bayramı’nda Nilüfer Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Bozbey’in düzenlediği Cumhuriyet yürüyüşü, kutlaması, şenliği ne derseniz deyin, birilerini nedense çok rahatsız etmiş.
Nedense diyorum, çünkü açık söylemek gerekirse, Cumhuriyet yürüyüşlerinin bir iletişim projesi olarak algılanması gerektiğini toplumla iç içe, toplumun bilinç değişimini sağlayacak destekler verilen, toplumun algısını ve bilinç değişimini sağlayacak yapılar olması gerektiğini düşünüyorum. Mevcut hali ile baktığımızda bu perspektif tam dolmadı gibi geliyor. Bu tür eylemler, aktivist gruplar tabi ki olmalı. Ama karşınızda buna kıymet veren insanlar olduğu zaman bu yürüyüşlerin, konuşmaların anlamları oluyor. Nitekim işçi, memur, emekli yürüyüşlerinde kullanılan biber gazı görüntülerini hepimiz televizyonlarda izledik. Bu insanlar bir de buna ceza kesiyor, dövüyor. O zaman, yürüyüş, eylem vs. sorunlarımızı çözemiyor. Farklı çalışmalar gerekiyor.Bu anlayışın sahipleri size sorunlarınızın nedenini sormaz, neyi nasıl istediklerini dikte eder, tehdit eder, arkalarını dönerler. Her fırsatta “icraatlarımıza muhaliflerin hayalleri bile yetişemez, geçmişte kimsenin yapamadığını yaptık” diyenlere, Bursa Tabip Odası Başkanı Bülent Aslanhan arkadaşımız, “Aklı, havsalayı çoktan geçtim… Artık hayal gücüm de işe yaramıyor” diyor.Şimdi, konumuza gelelim. Benim, kimseye bir zararı yok, umursamazlar zaten dediğim yürüyüşe bakın nasıl bir suçlama gelmiş. Akıl, havsala, hayal gücü, zekâ, mantık, izan, insaf, vicdan hangi ölçüyü kullanırsanız kullanın PES dersiniz…Efendim bu yürüyüş için yazılan şikâyet dilekçesinde; “Atatürk ve Cumhuriyete 70 milyon adına sahip çıkılmış, Cumhuriyet ve Atatürk’ü kullanarak, Cumhuriyet için yürüyoruz, Devrimlerinin izindeyiz sloganlı ve Atatürk’ün kalpaklı resmi olan pankartların üzücü ve düşündürücü olduğu, Nilüfer Belediyesi imkânlarının kullanıldığı, Atatürk, Cumhuriyet ve temel değerlerimizi istismar ederek, siyasî menfaat için kullanarak, ideal ve ideolojileri tahrik etmek suretiyle bölücülük yapanlar, millet iradesini kabul etmeyip, şer güçlerle işbirliği yapmak isteyenlerin sayısı az değildir. Atatürk, Cumhuriyet ve milli değerler kimsenin inhisarında değildir, tahriklere alet edilemez” diyerek CUMHURİYET SAVCILIĞI’na suç duyurusunda bulunmuş bir eğitimci, yazar, şair, radyo TV programcısı vatandaşımız.Gelin, yazılanlara dikkatle bakalım. Şikâyetçi vatandaşımız her konuda çok hassas. Ama aynı hassasiyeti ve takibi, seçim dönemlerinde kullanılan devlete ait araçlardan ve imkânlardan söz ederken de görmek isterdim.
Atatürk, Cumhuriyet, millî değerler kullanılırken aşınıyor, “millet iradesini kabul etmemek, tahrik oluyor, bölücülük yapılıyor” demek, “alenî, çoğunluk bundan hoşlanmıyor, rahatsız oluyor, toplumun tümü seçilenin istedikleri itaat etmeli”, demek ki bu da, “tevil yoluyla ikrar” demektir. Bunları suç unsuru addetmek, art niyet aramak da Bursa Milletvekili Sayın Onur Öymen’in dediği gibi; “tahmin yoluyla infazdır”. İşte sorun, burada “madem toplum beni seçti, bu demokrasi anlayışıyla, herkes benim gibi düşünecek, aksi ceza görecek” anlayışına dönüyor ki, yüzde 50’den fazla insanın görüşleri yok sayılıyor. Demokrasi, tek parti anlayışına dönüyor. Anayasa, Siyasi Partiler Yasası, seçim yasasını değiştirmek istemeyenler, bu güçten memnun, yarın benim de elime geçerse iyi olur diye düşünmektedir.
DEMOKRASİ GERÇEKTEN BİR MASAL…
Enteresan olan geçmişte, irtica tehdidi gibi algılanıp yargılanan olaylara tepki gösteren, demokrasiden söz edenler, bu tehditleri algılayanların doğru algıladıklarını teyit eden suçlamalarda bulunuyorlar. Sonuçta hiç kimse birbirine güvenmiyor, birbirini tehdit olarak algılıyor. Ama kimsenin yöntemi ve kendine demokratlık anlayışı değişmiyor. Bu konuyu şimdi neden gündeme taşıdığımı ise paylaşmadan geçemeyeceğim. Sayın Bozbey’e ADD tarafından Atatürk ilke ve devrimlerinin geleceğe taşınmasındaki çabalarından ötürü “Türkiye’ye örnek yerel yönetici” ödülü verildi. İnsan düşünmeden edemiyor ne hallere geldik diye...