Devlet büyüklerimiz, ilgili bakanlıklar; Ulaştırma Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız, diğer bakanlıklarımız ardı ardına açıklamalarda bulunuyor ve hep aynı şeyi söylüyor: “AB standartlarına uyuyoruz... Trafik cezalarında Avrupa standartlarını yakaladık vs...”
Çok kapsamlı bir olaydan söz ediyoruz. Ancak, son birkaç gündür sektörde “sıkıntı”ya yol açan bir “AB Standardı”ndan (!) bahsedeceğim. “Avrupa standartlarına uymak” demek; şoförlerden psiko-teknik belgesi, yurt dışı çalışanlar için SRC1, yurt içinde yolcu taşımacılığı yapanlardan SRC2 belgesi istemek demek mi acaba?İster yurtiçi çalışsın, ister yurt dışı... Bu arkadaşların “otobüs kullanmaya uygun” ehliyetleri var. İçişleri Bakanlığı’na bağlı Trafik Müdürlükleri tarafından verilmiş. Daha ehliyeti almadan tam teşkilâtlı bir hastaneden “heyet raporu” istenmiş; dosyasına konulmuş. Yani, bu belge ile “bu arkadaşın sağlık durumu yerindedir. Psiko-teknik denetimi yapılmıştır. Herşey normal” deniliyor. Ulaştırma Bakanlığı, bu belgeyi “yok” sayıyor; tanımıyor.
Yönetmelik hükümleri içinde bulunan bu madde yıl başı itibariyle işletilmeye başlandı. İhmal eden birçok otobüs şoförü geçen hafta “Garaj çıkışı” alamadı. Gözümüzün önünde; İstanbul Garajı’nda, büyük bir “keşmekeş” yaşandı. Şoförleri üzerinde kontrolü olmayan firmaların yolcuları, garajda “sefil” oldu. Yolcularına karşı görevini yapamayan firmaların arasında “sektör öncüsü” geçinenler bile vardı.Olayın bir yönü böyle. Başka yönleri de var: Ulaştırma Bakanlığı, otobüslerimiz için “Taşıt Kartı” satıyor. Eee, İçişleri Bakanlığı da “Ruhsat” veriyor... İkisinin birbirinden farkı ne?Ayrıca otobüslerimizde Maliye Bakanlığı tarafından verilmiş “Vergi Levhası” da asılı... Bu belgelerin tamamı “bedeli karşılığında” yani, “para ile” satılıyor. Şoförlerin cebine 8-10 tane belge verilmesine bir anlam veremiyorum. Yazıktır... Günahtır!“Avrupa Standartları” öyle mi? Bakın şimdi: Firmam, yurt dışına çalışıyor. Partnerim de AB Üyesi bir ülkenin vatandaşı. Otobüsü Türkiye’ye giriş yapıyor; şoförün cebinde ehliyeti, arabanın torpidosunda ruhsatı... SRC Belgesi? Yok! Çünkü sürücü ehliyeti var. Taşıt Kartı? Yok! Çünkü bizdeki ruhsatın muadili bir belge var. Ben yabancı araçlarda Vergi Levhası da görmedim.Çok önemli bir konu daha... Benim şoförüm, yurt dışına otobüsü ile çıkarken Türk Turing’den bedeli kaşılığında, yani para ödeyerek “Triptik Belgesi” alıyor. Yabancı ülke sürücüsü, böyle bir ihtiyaç hissetmiyor. Kimlik ve kişilik sahibi ülkelerin şoför esnafı, Türkiye’ye elini kolunu sallayarak giriyor; benim şoförüm, benim firmam, birbirine eş belgeler için çeşitli bakanlıklara, “Hazine”ye veya “Özerk Kurumlar”a bedel ödüyor.“AB Standartları” öyle mi?
KORSAN TAŞIMACILIK
Önemli bir olay daha aktarayım:
“Korsan” yolcu taşımacılığı da Türk otobüsçüsünün ekmeğine kan doğruyor. Güya; ilgili ülkeler ile Dışişleri’nin “mütekabiliyet” yani “karşılıklılık” esasına uygun anlaşmaları var. Ülkeler arasında Ulaştırma Bakanlıkları tarafından “kurala bağlanmış” taşımacılık yapılıyor.
Bulgaristan’dan Türkiye’ye “mütekabiliyet esası” ihlâl edilerek minibüslerle yolcu taşımacılığı yapılıyor. Gerçek anlamda Korsan! Bunların çoğunun plaka numaraları tespit edilmiş; elimizde var. Bunlarla ilgili, kendi ülkemizde yasal her yola başvurduk. Yalansız 8-10 seneden beri her türlü yetkili makama; Bursa Valiliği’ne, Kaymakamlıklar’a, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na, İstanbul Defterdarlığı’na bildiriyorum. Önüne geçemedim.Bulgar firması geliyor. Bulgar otobüsü, burada kendi Bulgar Firması’nın biletini satıyor. Benim devletime herhangi bir vergi ödemiyor. Kaçak yolcu taşımacılığı yapılıyor; bir “müeyyide”si, yani “yaptırım”ı veya “ceza”sı yok!Nasıl “standart”tır bu?
KİM, NE YAPIYOR?
Ve bizim Türkiye Otobüsçüler Federasyonumuz var. UATOD’umuz var.
BİOİAŞ diye bir şirketimiz var. Elbette hepsi var. Ama sadece var işte. Bunların yetkilileri, bu güne kadar ne yaptı? Bir tanesi çıksın; Allah aşkına, bana desin ki: “Biz kaçak yolcu taşımacılığıyla ilgili bunları, bunları yaptık.”Yalnızca makama geliyorlar, oturuyorlar. Kendi özel işleriyle ilgili kendilerine yarayacak, kendi menfaatlerine dokunan birşey varsa bunlarla mücadele veriyorlar. Yani bizim için kimsenin uğraşıp bişeyler yaptığı yok. Öyle ki; akılları başka işlerde, burunlarının önünü bile görmüyorlar. Gazetemiz GÜLEGÜLE’de garajın ö-nünde müşteri bekleyen “72 plaka”lı bir minibüsün fotoğrafı ile haberi yayınlanmıştı. Kurban Bayramı’nda ise Garaj’ın önünde, yol üzerinde firma ismi olmayan 304’ler yolcu indirip-bindiriyordu. Hem de bizim Özel Güvenlik’in gözleri önünde; İstanbul Garajı’nın önünde!
“Öncü”lük bu mu?“Görev anlayışı” bu mu?